Erdem ve Cumhuriyet


Akıp giden zamanın bütünlüğü içerisinde bölümler oluşturmuşuz ki; gündelik işlerimizden tutunda koskoca bir ömrün ne vakit başlayıp ne zaman bittiğini aklın itirazına meydan vermeyecek şekilde hesaplayalım. Zira o bölümleri de oluşturan bizzat aklın kendisi değil mi? Çoğu zaman kendisiyle çelişkiye düşen akıl genel geçer kavramlar üzerinde hemfikirdir. Bir sahası sabit kabullerle donatılan aklın bir yanı da çelişkiler vahası olmak zorundadır. Gereği ve işleyiş biçimi budur. Hangi sahaya daha fazla yer ayırmak, yeni zamanların kimliksiz adıyla, kullanıcıya kalmıştır. 

Gün olarak ayrılan kabul edilmiş bölümün akşama dönen saatlerindeki koşuşturmacaya hep takılı kalır gözlemci yanım. Her şey sihirli bir el tarafından hızlandırılmış; insanlar da buna ayak uydurmak adına adımlarını, araçlarını, ayaküstü selamlaşma ve konuşmalarını hızlandırmışlardır. Düşünme faaliyetinin en aza indiği demlerdir. Hareket çoğalmıştır. Herkes, o malum ifadeyle, kendi dertlerine düşmüşlerdir. 

İkinci olarak dikkatimi çeken zaman dilimi ise cenaze merasimlerinde geçen vakitlerdir. “Daha dün…” diye başlayan kısa konuşmaların dünyanın yalan oluşuna, hiç kimsenin kalbini kırmaya değmezliğe ve aslolanın erdemli davranış üzere yaşamak olduğuna bağlanışını çokça duymuşsunuzdur. 

Akşam saatlerinin koşuşturmasında, ömrünün son gününü yetiştirme telaşındaki insanlarla, cenaze merasimindeki insanları ortaklaştıran duygunun, tamamen kendileri ile meşgul oldukları vakitlerdir diye düşünürüm. Hiç kimse; başkalarıyla uğraşacak, haksızlık edecek, layık olmadığı dala uzanacak, bir şekilde zalimlik edecek çabalara girmez. Bana öyle geliyor ki insanların erdem saatleridir. 

Sosyal yapının sağlamlığı, devamlılığı, mevcut ve gelecekteki refahı o toplumu oluşturan şahısların erdemlilik temelinde gerçekleştirdiği şahsiyetlere bağlıdır. Dil, kültür, eğitim; üretim, tüketim, paylaşım olumlu şahsiyet kazanmış kişilerin ellerinden geçtiği sürece sağlam bir mayayla gelecek nesillere aktarılacaktır. Böyle bir toplumun atî ile ve mazî ile kavgası olmayacaktır. Çünkü zamanın bütünlüğü içerisinde bilinçli bir erdemlilik en temelde mevcudiyetini korumaktadır. 

Aksi halde; ortak düşünüş oluşturamamış ben merkezli bireylere dönüşmüş, millî ve vicdanî değerler sisteminden uzaklaşmış bir yapının bireysel, kör cehalet kuyusuna düşmesi kaçınılmazdır. Herkesin her şeyi bildiği yanılgısına düştüğünü dillendirmek bile sıkıntı kaynağı olacaktır. Geçmiş zaman düşünürlerinin ortak kanaatlerindendir ki her şeyi bilmek cehaletin göstergesidir. 

Erdem ve erdemlilik kavramı; semavî, beşerî bütün inanç sitemlerinde ve yönetim şekillerinde ortak değer olarak kabul görmüştür. Hz. Mevlana bir sözünde, “Mademki insandır, mayası birdir.” der.
İyilik-kötülük, ahlâk-ahlâksızlık evrenseldir. İşte Hazret’in işaret buyurduğu bu olsa gerek. 

“Cumhuriyet bir erdem rejimidir.” 

Türk Milleti, bütün zamanlarda, millet olma vasfını özünde taşıdığı erdemlilikten aldığı kuvvetle daim kılmıştır. 


Mustafa Kemal ATATÜRK’ün şahsında bütün ecdadımızın ruhları şad olsun.

Muhabbetle…
 

niyazikara@gazetecin.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Ekm

Erdem ve Cumhuriyet

04Eyl

Kitapsızlık etmeyin

06Tem

İbrahim’e mektup

31May

Yeşil gözlük

25Nis

Ramazan güzeldir!