Kahramanmaraşlı iş insanı Balcıoğlu, tecrübelerini öğrencilere anlattı
BLC Grup Yönetim Kurulu Başkanı ve önceki dönem Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şahin Balcıoğlu, Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi öğrencileriyle söyleşide buluştu.
Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi Kent Hafızası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 'Kariyerini Sevgiyle Planla' konulu söyleşide öğrencilerle bir araya gelen Balcıoğlu, iş hayatındaki tecrübelerini öğrencilerle paylaşarak kariyer planlamasında dikkat edilmesi gereken hususları anlattı.
İnsan ve toplum Bilimleri Fakültesi Konferans Salonu'ndaki etkinlikte konuşan Balcıoğlu, 'Öncelikle insanı, toplumu, doğayı, hayvanları sevmekle hayata başlamak gerekiyor. Ardından yapmak istediğiniz işi belirlemek, o işi sevmek ve gereken çabayı göstermek gerekiyor. Emin olun bunu gerçekleştirdiğinizde başarının kendiliğinden geleceğini göreceksiniz' diye konuştu.
'Aslında sizlere bir şeyler anlatmak için davet edildim ama izninizle size kendinizi başka bir pencereden anlatmak ve sizlerle sohbet etmek istiyorum' diyen Balcıoğlu, her insanın dünyada bir başka eşi olmadığını vurgulayarak, 'Yani bu dünyada sizden bir tane daha yok. Bu yüzden kıymetinizin farkına varınız. Çünkü eşi olmayan şey kıymetlidir' ifadelerini kullandı.
Hepimiz mutluluğu arıyoruz
Sevgi ve saygının insan ilişkilerindeki önemine, mutluluğa ve başarıya giden yoldaki kilit rolüne vurgu yapan Balcıoğlu'nun sözlerinin satır başları şöyle: 'Gençliğimizde hep sordular 'ne olacaksınız' diye, biz hep cevap verdik. 'Doktor olacağız, öğretmen olacağız' dedik, 'itfaiyeci olacağız' dedik. Ama hiç birimizin aklına o gün 'mutlu olacağız' demek gelmedi. Şimdi herkes hepimiz mutluluğu arıyoruz ki canla başla peşinden koşuyoruz. Bu arayış Orta Asya'dan başladı. Orta Asya'dan mutlu olmak için çıktı Türk insanı. Ve kimse bize 'buyurun gelin oturun' demedi. 'Bura daha güzel biz gidelim de siz gelin' demedi. Atalarımız, uğraştılar, gayret ettiler ve bugün bizim yaşadığımız güzel toprakları bize emanet edip bırakıp gittiler. Şimdi biz buradayız ve zamanı geldiğinde siz gençlere bırakacağız ve gideceğiz. Sahip olursanız siz de sizden sonrakilere emanet edeceksiniz. Yani işin özünde, bugün sizinle paylaşacağım konu, lügat anlamını bile unuttuğumuz sevgi kelimesini konuşacağız. Sevmeden bir şey yapabilir miyiz, başarılı olabilir miyiz bunu konuşacağız.
Edison'un anne sevgisiyle bir dhiye dönüşümü
Edison'un hayatını biliyorsunuz sanırım. Edison ilkokula gittiğinde öğretmenleri bir not yazar ve annesine gönderir. Annesi kağıdı okuyor ve ağlıyor. Ancak oğluna 'kağıtta bu çok zeki bir çocuk ve okulumuz onu eğitmeye yetmez, eğitimini siz üstlenmelisiniz' yazdığını söylüyor. Böylece annesi eğitiyor Edison'u. Yıllar sonra Edison dahi oluyor. Annesinin ölümünden sonra bir gün evde o pusulayı buluyor ve açıp okuyor. Pusula da şunlar yazıyor, 'Bu aptal çocuğu biz okulda eğitmek istemiyoruz ve lütfen alın' diyor. Eli öpülesi annelerin sonsuz sabrı ve gayretiyle Edison'un nerelere geldiğini görüyoruz. Çağın dhisi.
Kendinizi sevin, yapmak istediğiniz işi sevin
Manhattan'da bir müze vardır, bir gün yolunuz düşerse o müzeyi görmenizi ve incelemenizi isterim. O müzede şunu göreceksiniz. 1920'li yıllarda Avrupa'dan Amerika'ya çok büyük bir göç olur. Bir göç varsa, usulen devlet gelenleri kapıda bir kontrol eder. Ve gelen insanlara bazı şeyler sorar. O dönemde insanlara şunu sormuşlar, 'bir merdiveni en iyi nasıl temizlersiniz?' Kimisi 'az su kullanırım' demiş, kimisi 'az deterjan kullanırım' demiş. Ama içlerinden bir tanesi, kendisine olan sevgisiyle şu çok enteresan cevabı verir: 'Ben buraya merdiven temizlemeye gelmedim.' Yıllar sonra hükümet bu insanları araştırdığında o cevabı veren kişinin beş büyük petrol şirketinin sahibi olduğunu görmüş. Buna çalışmak diyemezsiniz. Gayret etmek diyemezsiniz. Bunun bir tek sebebi var. Bu sevmekten başka bir şey değil.
Sağırlıktan dünyanın en büyük sanatkarlığına
Ben okuduğumda hayretler içinde kaldım. Beethoven bildiğiniz gibi müziğinde üstat kabul edilen, dünyanın sayılı müzisyenlerinden biri. Tabi bir müzisyenin bizim tabirimizle sermayesi nedir? Kulakları. Adam besteci. Ancak Beethoven 32 yaşında duyma yetisini kaybediyor. Yani var olan her şeyini… Fakat son eserlerinden bir tanesini besteliyor ve konser sonunda insanlar o kadar çok heyecanlanıyor ki bütün salon ayağa kalkıyor ve onu alkışlıyor. Ama Beethoven'in bundan haberi yok, çünkü seyirciye arkası dönük ve orkestraya şeflik ediyor. Bundan ne zaman haberi oluyor? Eserin bitiminde sazlardan bir tanesi onu döndürüyor ve insanları görüyor. Düşünebiliyor musunuz? Duyma yetisi olmayan bir insanın dünyanın en büyük bestekarı, sanatçısı olmasını. Bu sevmeden mümkün mü?
Japonya'da Barış Manço sevgisi
Yukarıda dünyadan örnekler verdim. Ya bizdekiler? Barış Manço için her yıl Japonya'da ağaçlar dikildiğini biliyor musunuz? Bu parayla pulla olacak bir şey mi?. Adam gitmiş iki şarkı söylemiş ama insanlar bu gün hl ona teşekkür etmek amacıyla, onun hatırasını yaşatmak amacıyla her yıl ağaçlar dikiyorlar. Bu çok zor olsa gerek. Bunu başaran Barış Manço'yu saygıyla anıyorum.
Karakoç'un Mihriban şarkısını biliyorsunuz. 'Yr deyince kalem elden düşüyor, Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor, lambada titreyen alev üşüyor, Aşk kğıda yazılmıyor, Mihriban. Hafifçe gözlerinizi kısın ve düşünün. Lambadaki alevi üşütecek bir sevda nasıl bir sevdadır. Siz hiç böyle sevebildiniz mi?. Korkmayın sevin lütfen, hiç zararını görmezsiniz.
Yüzyıllardır insanlar bu çağrıya kulak veriyor
Yüzyıllar önce bir tanesi çıkmış, 'kim olursan ol gel. Bin kere tövbeni bozsan da gel' demiş. Kim? Mevlana Celaleddin-i Rumi. Yüzyıllardır insanların akın akın dünyanın dört bir yanından Konya'ya geldiğini ve bu çağrıya kulak verdiğini görüyorsunuz. Bizden birisi diye mutlu oluyoruz ama bizde var mı? Ben zaman zaman düşünüyorum 'balkona çıksam çağırsam beş kişi gelir mi?' diye. Sanıyorum gelmez. Yüzyıllardan beri dünyanın dört bir yanından insanlar geliyor. Bu nasıl bir sevgidir hiç düşündünüz mü? Bu sevgiyi ateşleyen şey nedir hiç düşündünüz mü? Almanya'dan, Fransa'dan, Amerika'dan kalkıyor ve Konya'ya geliyor ve o atmosferi koklamak istiyor insanlar. Biz yanı başımızdaki kuş sesini duymamak için radyonun televizyonun sesini açıyoruz. Peki bu hoşgörüden, yani 'Ben siftah ettim komşum siftah etmedi' diyen bir nesilden, dükkanının önüne araba konduğunda, o arabayı bırakan kişiyi döven bir nesle geldik. Biz normal miyiz? Biz iyi miyiz? Biz de bir gariplik mi var? Neden böyleyiz. Lütfen düşünün. Ve bir Çin Atasözü'nün dediği gibi. Gül veren elde mutlak gülün kokusu kalır. Ne diyordu söz, gül verin gülünüz yoksa gülüverin. Gülmekten imtina etmeyin ne olur.
Hayatta bırakacağınız tek iz gönüllerde çizeceğiniz izlerdir
Bir bilge, nehir kenarında öğrencileriyle dolaşırken, yan yana oturan iki kişinin birbirlerine bağırarak bir şey anlattıklarını görür. Döner ve talebelerine sorar. 'Birbirine bu kadar yakın iki insan neden bu kadar bağırarak konuşur' diye. Talebeler cevap veremezler. Bilge kendisi cevap verir: 'İnsanların kalpleri birbirinden uzaklaştıkça, seslerini duyurabilmek için bağırırlar. Kalpler daha uzaklaştığında insanlar seslerini çok daha fazla yükseltirler. Birbirlerine sesini duyurmaya çalışırlar. Arkasından ekler: 'Fırtına elbet diner, kızgınlıklar biter ama bu fırtına birçok dalı kırmış olur.' Eğer insanlar birbirlerini seviyorsa, birbirlerine bir şeyi anlatmaya bile gerek duymaz, bakarak her şeyi anlatabilirler. Lütfen dallarınızı kırmayın. Bunun için ne yapmak lazım. Tavsiye: Balkonunuzda gül yetiştirin. Çiçek değil. Gül yetiştirin. Bu gülü çubukla tornavidayla karıştırın, ama bakarken dikkatli olun. Eğer dikkatli değilseniz gülün dikeni size öyle bir batar ki bir hafta boyu kendini hatırlatır. O yüzden gül yetiştirin ve biraz daha dikkatli olmayı öğrenin. Unutmayın, eskici bağırır, antikacı bağırmaz. Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz. Kıymetli malı olan bağırmaz. Bağıran düşünemez, düşünen bağırmaz. Son söz, hayatta bırakacağınız tek iz gönüllerde çizeceğiniz izlerdir. Unutmayın siz değişmeden, dünya değişmeyecektir.
Akademisyenler ve öğrencilerin ilgiyle takip ettiği konferansın sonunda, KİÜ Genel Sekreteri Ferat Karataşlı tarafından Balcıoğlu'na çiçek ve plaket takdiminde bulunuldu. Program, günün anısına fotoğraf çekimi ile son buldu.